18 Haziran 2009 Perşembe

Sende başını alıp gitme, ne olur

Kardeşim mersinden geldikten sonra onun eşyalarını sömürmeye başladım. Amcam kardeşim 5 senelik mersinde okumayı hak edince güzel bir mp4 player aldı ona. Çocuk aldığı gibi götürdü haliyle mp4 palyer'ı.

İstanbula geldiğinde de ben kullanıyorum onu. Sabahları işer giderken telefonumdan müzik dinlemek yerine mp4 playerdan dinlemeyi tercih ederim. Ben yine her zamanki gibi bir sabah kardeşimin mp4 palyerını aldım ve evden çıktım. Kulağında kulaklıklar elimde mp4 player. Bir müzik geldi kulağıma hoşuma gitti dinleyeme devam ettim. İlk defa duyuyordum. Pinhani'nin bir şarkısı bu. "Çokta umrumda" şarkının adı. Ben bu adamları hayatta dinlemem demiyeyimde hiç dinlemezdim. Şarkı kaç gündür dilimden düşmüyor.

Birde cem karaca'nın bir şarkısı var. Geçen gün facebook'ta eski bir arkadaşımın paylaştığı video sayesinde dinledim şarkıyı. Şarkının adı "sende başını alıp gitme". İki şarkıda birbirinin tamamen zıttı ama gel gör ki ben ikisinide beğendim. Ne pinhani'nin böyle bir şarkısı olduğunu biliyordum ne de cem karaca'nın. Adamlar söyelemiş abi.Eğerki müzikleri merak ettiysen git bul dinle yaw. Şimdi bu cümleyide yazının tamamını yazdıktan sonra ekliyorum. Baya uzun oldu yazı zaten. Birde videoları eklemim. Youtube ya da Google Video'dan bulup izleryebilirsiniz.

Cem karaca'nın şarkısının sözleri:
Ben suyumu kazandım da içtim
Ekmeğimi böldüm de yedim
Alkışı duydum ihaneti gördüm
Sesim de oldu sessizliğimde
Seviştiğimde oldu benim

Sen de başını alıp gitme ne olur
Ne olur tut ellerimi
Hayatta hiç birşeyim az olmadı senin kadar
Ve hiçbirşeyi istemedim
Seni istediğim kadar

Sende başını alıp gitme ne olur
Ne olur tut ellerimi

***

Bugün ne uyudum ama ya. Çalıştığım yerde kendi isteğim ile çıkamayınca yarı zamanlı olarak çalışmaya devam ediyorum şuanda. Öğleden sonra saat 13:30'da çıkıyorum işyerinden eve geliyorum. Şuanda öğleden sonra çalışmak için bir yer aramıyorum. Kendimi bazı konularda eksik gördüğüm için evde biraz kendi bilgilerimi biraz pişireyim, ufak tefek işler yapayım kendi kendime diyorum. O yüzden gitmiyorum bir yerlere. Herneyse ben uykuya gelecektim. Konu dağılmasın.

Bugün her zamanki gibi 13:30'dan sonra çıktım ofisten. Henüz ben çıkmadan patron yurtdışına bir posta göndermesi üzere diğer elemana emir veriyordu ki ben atıldım."10 dakika içerisinde ben çıkarım. Bir daha bu çocuk çıkmsın dışarıya. Gönderir ordan eve giderim" dedim. Aldım bütün yurtdışına gönderilecek materyalleri çıktım yola. Gönderdim postayı fransaya ardından attım kendimi istanbulun özel halk otobüsüne geldim evime. Birde özel halk otobüsü demişken aklıma birşey geldi.

Ben istanbula ilk geldiğim zamanlar. 2002 senesinde... Yazın mecidiyeköy'e bir kursa gidiyorum. Hergün bilet alır(o zamanlar bilet vardı, akbilinde ne olduğunu bilmiyordum) otobüse biner giderdim mecidiyeköy'e. Bazen belediye otobüsü yerine özel halk otobüsü gelirdi binmezdim. Neden binmezdim biliyonuz mu? O otobüse binince para alıyolar ya, ondan binmiyordum. Paramın yokluğundan değil. Şükür kendimi idare edecek kadar vardı ama ben gereğinden fazla alıyorlardır diye düşünürdüm. Sonradan anladım olayı şimdilerde hepsine birden biniyorum.

Eve geldim. Açtım laptopumu. 10-15 dakika felan bilgisayarda takıldıktan sonra salona geçtim. Lisedeki kardeşim ben annem salonda oturuyorduk. Birde önceki geceden uykusuzum biraz. Annemin dizine uzandım. Annem kalktı bir süre sonra bende koltukta uyumaya başladım. Akşama kadar uyumuşum. 3-4 sefer uyandım yine uyudum. Ayada yıulda böyle uyuyorum zaten =) neden uyanayım arkadaş.

12 Haziran 2009 Cuma

Yarın geç kalmamam gerekiyor otobüs durağına

Hergün otobüs durağında onu görüyorum. Daha doğrusu onu görebilmek için erkenden gidiyorum durağa. Sabah sadece onu görebilmek için açıyorum gözlerimi, uyanıyorum.

Ona aşık değilim. Bundan eminmiyim onuda bilmiyorum. Sadece onu sabahları gördüğümde mutlu geçiyor günüm. Normalde benden erken gidiyor otobüs durağına. Bende sadece onu görebilmek için erkenden otobüs durağında oluyorum. Duraktan geçen çoğu otobüs iş yerimin yakınından geçiyor. Bende bazen sadece onunla aynı otobüste olabilmek için onun bineceği otobüsü bekliyorum. Hatta bazen işe geç kalıyorum.

Kalabalık gelen otobüse beraber biniyoruz ve ben bir durak sonra iniyorum. Sadece 1-2 dakika beraber olabiliyoruz. Yüzüne bakamıyorum, çünkü çekiniyorum. Adınıda bilmiyorum onun. Dediğim gibi bu aşk değil. Aşıkmıyım eminde değilim. Ama ona karşı bir birşey var bende. Sempatik bir bayan. Yüzü güzel, gülüşü çok tatlı. Belkide sevgilisi var ama napim bana güzel geliyor. Uzunca saçları var. Ne çok uzun ne de ok kısa. Balık etliden biraz zayıf denilebilecek bir vücudu var. Benden 5-10 santim kısa gibi. Koluma takıp gezdirsem yakışacak cinsten.

Samimi bir ses tonu var bence. Açıkcası sesini hiç duymadım şimdiye kadar. Sesi güzeldir bence. Sabahları durakta bazen cep telefonu ile mesajlaşıyor. Sevgiliside olabilir. Sbahın erken saatinden bir insan sevgilisi dışında kiminle mesajlaşabilir? Bu şekilde hoş birisinin sevgilisinin olmaması anormal olsa gerek. İlerleyen zamanalarda sevgili olmamız şuanda imkansız gibi birşey. Sempatik bir yapısı var, belkide bana öyle geliyor. Ciddi birisi, o kadarda ciddi değil ama öyle görünüyor. Cazibeli, çekici. Beni en çok etkileyen hali ise gözünün sağda solda olmaması. Hani birisi vardır, o erkeğe bakar, onun hakkında yorum yapar, bunun hakkında birşeyler söyler. Kısaca dedikoducu, boş boş konuşanlar. Bence o onlardan değil. Tamamen bambaşka birisi. Bu konuda onu tebrik ediyorum. Az çok insanları tanıyorsan anlattığım şekilde birisi.

Değişik bir yapısı var. Aynı duraktan otobüse bindiğimize göre ya aynı mahallede ya da yakın yerlede oturuyoruz. Eminimki evime onun evi en fazla yürüme 10 dakikadır. Bunu bilmiyorum ama sadece tahmin ediyorum. Gelse tanışmak istese "Hayır" demem. Adını dahi bilmediğim bu şahıs beni etkiledi desem yalanda olmaz. Birde bahar geldi dicem yanlış olcak. Yazdım silmeyeyim dedim. Yaz geldi, aşk mevsimi gibi işte. Herkes yazın birşeyler yapmak ister ya benimkide böyle geçici bir hevestir belki.

Birde en son yaşadığım ilişkiden sonra karşı cins ile sadece cinsel ihtiyaçlarımı gidermek, sevgilim olsun mantığı, eğlencesine vakit geçirmek düşüncesi ile sevgili bulacağım. Bu tarz kız oratalıkta çok var. Değerlendirmek lazım diye düşünüyorum. Her ay başkasının kucağında oturan kızlardan bahsediyorum. İşte kızlara karşı olan bu kinimi, bana yaşama imkanım olan mutlulukları yaşatmayanlar yüzünden bu şekilde diğer bütün kızlara acı çektirerek bedenimden çıkartacağım. Pek zevkli olmayacak ama son durum bu şekilde. Sen ne düşünürsün bilmem okuyucu. Sen ne dersen de bu hergün otobüs durağında gördüğüm kız ile dahi böyle birşey yapabilirim.

Aslında ben böyle birisi değildim ama yaptılar!

Belkine bütün bu söylediklerimi, beni üzen yaşayamadıklarımı unuturum. Hergün otobüs durağında gördüğüm o bayanın sevgilisi olmadığını öğrenirim. O da benimle tanışmak ister ve bir ilişki başlar. O sever ben severim. Aramızda seviyeli, saygılı ve bol sevgili bir ilişki başlar. İşte o zaman benim için o dünyanın en değerli insanı olur. Tamam neyse bu kadar hayal yeter. Hadi iyi geceler. Şimdi kardeşim çağırdı. Balkonda bir bardak çay içeceğim ve ardan yatacağım.

Yarın geç kalmamam gerekiyor otobüs durağına....

5 Haziran 2009 Cuma

I Love English

Çalıştığım yerde “ben işten çıkmak istiyorum. Bu işyeri bana göre değil, kendim geliştiremiyorum. İlerde daha iyi bir kariyer sahibi olmak istiyorum” demiştim. Nerden dedim lan ben bunu.

Bizim on numara bir patron var. Aslında bu lafı dediğim içinde pek pişman değilim. Neşeli keyifli dakikalar yaşıyoruz bu sayede. Patrondan bahsedecektim. On numara bir insan. Bazen takılıyor bana. “Bery ne oldu senin bu kariyer işleri. (bok gibi para götürüyoruz şirkette, şirket büyüdükçe büyüyor sen başka yerde kariyer düşünüyosun)” diyor bir nevi. Parantez içindeki cümleleri ben yazdım. Bence öyle düşünüyor. Haklı.

Böyle boşluktayım blogcum. Sevgili okurum… Bir flash animasyonda izlemiştim. İmam şöyle diyo “Yaz geldi yine avratlar cıvıl cıvıl dolaşiy”. Harbiden öyle. Herkes dolaşıyo.

İngilizceyi adım gibi iyi bilmem gerekiyor. Bunun için bir çalışma başlattık ben kuzenim ve bir arkadaşımız. 3 kişiyiz toplam. Elebaşları benim. Şimdiye kadar edindiğim bilgilere göre kelime ezberlemek HERŞEY. Yeni bir dil öğrenmek istiyorsanız en çok kelime ezberlemelisiniz. Cümle kurmayı çok iyi bil. Su isticeksin mesela “water” diyemezsen susuzluktan geberirisin bana. O sırada cümle yapısının hiçbir değeri kalmıyor.

Dil ile söylediklerimi yabanı dili olan ya da öğrenme çabasında olan insanlar anlar. Ey insanlar sizde öğrenin İngilizceyi. Bana kalsa öğrenebildiğiniz kadar yabancı dil öğrenin. 25 yaşındaki ofisimizde yeni işe başlayan bayan dahi İngilizce, Rusça, Çince, Türkçe biliyor. Hatta Çince ve Rusçayı İngilizceden daha iyi bildiğiniz söylüyor . vala ben söylenene değil duyduğuma inanırım bu konuda. İki kelime Çince bir şeyler söyle diyoruz. Yok.. söylemiyo. “Böyle kendi kendime neden konuşayım” diyo. Lan gerizekalı Çince bilsek konuşurduk senle dimi? Birde biz diyoz ki buna “bizimle İngilizce konuş ki geliştirelim İngilizcemizi” bu da demesin mi bize “ siz de benimle Türkçe konuşun bende Türkçe mi geliştireyim.” La zaten konuşabiliyosun daha neyini geliştirecen. Biz adam akıllı konuşamıyoruz bile…yazmada sorun yokta konuşurken zorluk var.

Bugün de ofise Moldovalı bir tır şöförü geldi. Adam Romanya dan geliyor. İngiliz ebilmiyo ve sadece Rusça konuşuyor. Bize gelmedi, bizim yan komşuya gelmiş. Adamlarıda orda bulamayınca adamcağaz bizim zile bastı geldi. Ben konuşmaya başladım ama yemedi. Dediğim gibi İngilizce bilmiyomuş. Bizim bu moruk teyzemiş(iş yeni başlayan bayan) konuştu biraz. Bende o sırada patrona söyledim. “bak kimler gelmiş efenim teee Romanyalardan..” o da biliyor zaten Rusçayı. Adama yazık… 2 saat bekledi bizim ofiste firma sahipleride gelmedi. Sonradan başka bir adres aldıkta onun için oraya gönderdik.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Eşşeği Bilir Misiniz Eşşeği?

Köyün birisinde köy ağası sürekli şehir şehir dolaşırmış. Çok gezip duruyormuş. Gezilerden her geldiğinde bütün köylü çevresine toplanıp ağaya sorarmış.

- Ağam gittiğin yerlerde neler gördün? Hele anlatta bizde bilelim, öğrenelim.

Ağa da her defasında hemen ballandıra ballandıra anlatmaya başlarmış. Günlerden bir gün bu köyün ağası Afrika'ya gitmiş. Orayı bir güzel gezmiş gelmiş. Yine her zaman ki gibi bütün köylü çevresine toplamış ve yine sormuş.

- Ağam gittiğin yerlerde neler gördün? Hele anlatta bizde bilelim, öğrenelim.

Ağa hemen başlamış anlatmaya...

K:Köylü
A:Ağa

K: Ne görmişsen agam gittiğin yirlerde?
A: Zebra görmişem.
K: Agam zebra nedir ki?
A: Eşşeği bilir misiniz eşşeği?
K: He agam bilirik.
A: İşte eşşeğin böle siyah beyaz çizgili halidir zebra.
K: Hmm agam anlamışam. Başka ne görmişsen?
A: Fil görmişem.
K: Agam fil nedir ki?
A: Eşşeği bilir misiniz eşşeği?
K: He agam bilirik.
A: İşte eşşeğin şişman, böyük kuyruklu, böyük ve uzun burunlu olanıdır fil.
K: Hmm agam anlamışam. Başka ne görmişsen?
A: Züfara görmişem.
K: Agam zürafa nedir ki?
A: Eşşeği bilir misiniz eşşeği?
K: He agam bilirik.
A: İşte eşşeğin kocaman ayaklı, uuupuzun boyunlu olanıdır zürafa.
K: Hmm agam anlamışam. Başka ne görmişsen?
A: Kobra yılanı görmişem.
K: Agam kobra yılanı nedir ki?
A: Eşşeği bilir misiniz eşşeği?
K: He agam bilirik.
A: İşte s*kinin 12 metre uzunluğunda, 3 metre kalınlığında olanıdır.