3 Şubat 2010 Çarşamba

Bu gece gördüm

Son zamanlarda farkındasınız ki pek fazla birşeyler paylaşamıyorum. Şimdide aklıma gelen gülünç, dramatik bazı olaylarımı anlatacağım.

Dün gece değişik bir rüya gördüm. Ne zamandır görmediğim insanı rüyamda gördüm. Üniversite zamanımda deliler gibi sevdiğim o kızı gördüm. İlginç bir şekilde gördüm. Rüya şu şekilde. Böyle sınıf gibi bir yerdeyiz. Tahminimce bu sınıf benim İzmir'deki ilk okuluma felan benziyor. Benziyor değil o sanırım. Bende kendi sıramda tek başıma oturuyorum. O ise benim iki sıra arkamda oturuyor. En arkadaydı o bende onun 2 sıra önünde. Hayal edin işte. Daha sonra ne olduysa bu bi arka sırama daha sonra da yanıma geldi. Dersteyiz ama nasıl dersteyiz? Benim sıramda bisküviler felan var. Böyle kola felan. Ben gem ders dinliyor hemde birşeyler yiyorum. Aynı zamanda oturduğum sıra da duvar tarafında. Ben duvara yaslanıyorum yani. Ben duvara yaslanıp oturuken o geldi yanıma oturdu. Bende hiç islifimi bozmadan oturuyorum öyle. Gayet ciddi bir tavırla tahta da yazanları defterime not ediyorum.

Daha sonra masada oluşan fazla çöperi kola bardaklarını felan atmak için yüz ifadem ile izin isteyim çöpleri atmaya gidiyorum. (Şuanda tenefüsteyiz. Nasıl oluyorsa.(Rüya da bile gülümsemesin de ki tatlılık kendisini belli ediyor.)

Her ne hikmet ise benim üniversite sınavına hazırlandığım dergiler çıkıyor ortaya. Bana biraz kızıyor. (daha önceden bana sormuş 'dergileri çalışıyor musun? ordaki soruları çözüyor musun?' diye). Bir dergiyi açıp fizik konusunda çözmediğim bir soruyu gözüme sokarcasına gösteriyor bana. Bende soruyu zaten bildiğimi ve o tarz soruyu defalarza çözdüğümü söylüyorum. 'olsun bir daha çöz. ne olacak sanki?' diyor.

Daha sonra da öyle devam ederken annem gelip uyandırıyor işte. Böyle birşey. Rüyamın başrol oyuncusu ise Gebze'de oturuyor. Bir defa gitmiştim oraya o da bu tarafa gelmişti. Uzun zamanlarda görüşemiyoruz. Şuanda ki modumuz arkadaşlık. Ben zamanında bütün sevgilim ona göstermiş ve derdimi anlatmıştım. Karşılıksız çıktı benim sevgim. Öyle kaldı da kaldı işte.

Zaten şimdi de gelse bana "seni seviyorum" dese kabul etmem sanırım...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Korku



Kendinden emin adımlarla girdiği zifiri karanlık sokağı ayın ışığı aydınlatıyordu. Nefes alıp verirken ortaya çıkan sesten başka ufak bir çıtırtı dahi yoktu.

Yarı korku, yarı tedirgin bir şekilde girdi sokağa. Gözleri bulanık görüyordu. Karşısındaki cisimleri zor ayırt ediyordu. Çok viski içmişti meyhanede. Bardakların biri boşanıyor diğeri doluyordu. Onun aşırı şiddetine dayanamayan karısı ve iki çocuğu evden ayrılalı üç hafta oluyordu. Böyle olmasını istememişti. Her zaman içer, çocuğunu ve karısını döverdi ama bu son yaptığı hiç akıl kârı birşey değildi. Karısını neredeyse bıçakla öldürecekti ki komşuları son anda evde kopan gürültüyü duyarak eve gelmişlerdi. Son anda kadın ve çocukları sarhoş adamın elinden kurtarmışlardı. Kadın o geceden sonra evinde durmadı. Hemen o gece çocuğunu alıp annesinin evine gitmişti.

Adam sokakta ilerlerken karşısında belli belirsiz bir koyuluk belirdi. Ayırt edemedi. Ne oldukları ya da neye benzedikleri hakkında hiçbir fikri yoktu. İçinden lanetler okudu, bol bol küfür etti. "Keşke bu kadar içmeseydim" diyebildin içinden sadece. En azından karşıdan gelenin kim olduğunu görürdü ve ona göre davranırdı. Gecenin bu saatinde karşıdan gelen hırsızda olabilirdi, katilde, adam dövmek için sinsi tilki gibi zaman kollayan gece bekçisi de... İçinde küfürler savurmaya devam ettikçe siyah karartı yaklaşmaya başlıyordu. Hava soğuk ve hafif yağmurluydu. Yerlerde daha önceden yağmış yağmurdan kalan su birikintileri vardı. Boğazını yırtarcasına bir balgam attı görebildiği yerdeki tek su birikintisine.

Cisimi artık ayırt edebiliyordu. İki tane iri yarı adam. Sadece kendisinin üzerine doğru ilerlediklerini gördü. Savrularak yürümeye devam etmeye çalıştı. Sanki dizlerinin bağı çözülmüştü de o sarhoş kafayla ayakta duramıyordu. Korku ilik ilik içine işlemişti. Karşıdan gelenler iyice yaklaşmıştı. Artık az çok yüzlerini de çıkartabiliyordu. İki tane iri yarı adam gelmişti yanına. Kendisine ne yapacağını kestiremediği için diz çöküp olduğu yerde onları beklemeyi tercih etti.

Adamlardan birisi elini onun omzuna koyduğunda bir anda irkildi. Kendini toparlamaya korktuğunu belli etmemeye çalışıyordu.

3 Aralık 2009 Perşembe

Canım Sıkkın

Canım sıkkın. Çok çabuk sıkılıyorum. Bayram iğrenç geçti diyebilirim. Birkaç arkadaş ile vakit geçirdim o kadar.

Bayramın 3. günü öğlen uyandım. Kahvaltımı yaptım. Sonrasında telefonun çalmasıyla geçen sene ki İngilizce kursundan arkadaşlarımdan birisi aradı. Çocuk bana bayram mesajı atmıştı. Bende yeni avea numaramdan mesaj gönderdim. Bende ona geri dönüş sağlayarak yeni numaramdan bayram mesajı gönderdim ve yeni numaramın bu olduğunu yazdım. O da aradı. Kursta ki arkadaşlar toplanmış takılacaklarmış o gün. Yani bayramın 3. günü. Evde oturmaktan sıkıldığım için gitmeyi tercih ettim.

Evimle gittiğim kurs arası yürüme 10dk felan. Evden hemen çıktım onların beni beklediği yere, kursun önüne gittim. Gittiğime bin pişman oldum. Hay aklıma tüküreyim... Nede gittim ki. Dobininde orada olacağını hiç tahmin etmemiştim. Hayatım da bir tane sevgilim oldu o da oydu. Onu uzun bir süre sonra görmek hiç iyi olmadı. O anda geri dönsem olmaz, işim vardı gitmem gerek desem hiç olmaz... Mecburen takılacaktık. Arkadaşın biriside arabasıyla gelmiş. Hep beraber bindik gidecek yer arıyoruz. Bir yerlere gittik gezdik dolaştık ben çok sıkıldım. Dobiyi gördükten sonra gidesim gelmedi. Ben onun geleceğini hiç tahmin etmiyordum. "Gelmez herhalde" diyordum içimden. Evden çıktıktan sonra kursun önüne giderken aklımın ucundan bile geçmedi "acaba geldi mi yoksa gelmedi mi" diye düşünmek. Benim için hiçbir önemi yok ama o orda olmamalıydı.

Her neyse olan oldu zaten, biten bitti. Geçmiş kurban bayramınız kutlu olsun efendim. Geç oldu bu tebrik ama idare edin işte yahu. Ne yapayım.

Daha çok uyumak istiyorum. Sabahları erken kalmak istemiyorum. Öğlene kadar uyuyup kahvaltıyı Londra'da öğle yemeğini Paris'te akşam yemeğini de kendi evimde yiyecek kadar paramın olmasını istiyorum. Canım sıkılınca dünya turu atmak istiyorum. Çok paramın olmasını ve bütün paraları helikopterle uçarak yaşadığım şehrin üstüne fırlatmak istiyorum. Tuvalet kâğıdımın amerikan dolarından olmasını istiyorum. Mümkünde 100$'lık olsun. Sonra bütün istediklerimi tek tek gerçekleştirmek istiyorum. Dünya da "en zengin" sıfatı ile hiçbir kimsenin ortalıkta gezinmesini istemiyorum. Herkesin en az benim kadar parası olsun onlarda istediği gibi at koştursun istiyorum. At demişken dayımın dükkanında çalışan o adamın her hafta oynadığı futbol şans oyunları tutsun da artık onunda gözü paraya doysun istiyorum. Hiç şans oyunu oynamam oynamak da istemiyorum.

Kardeşim adam akıllı mersinde üniversitesini okusun gelsin, babam da emekliliğinin tadını çıkarsın diğer kardeşim de bu sene istediği tıp fakültesine yerleşsin istiyorum. Önümüzdeki yaz karadenizden bağlayıp egeye kadar her yeri gezmek istiyorum. fındık tarlalarından kordon boyuna uzanan yolcuğumun her karesini ölümsüzleştirmek için güzel bir fotoğraf makinemin olmasını diliyorum. Fazla şeyde gözüm yok, kendi yağımda kavrulayım yeter desem de yukarıda yazdıklarımla çelişeceğini düşüneceksiniz o yüzden böyle bir şey söylemiyorum. Bunu ne kadar söylesem de bir defa yukarıdaki satırları yazdım ya söz ağızdan bir defa çıktı. O yüzden bu konu hakkında fazla durmak istemiyorum. Saçma saçma espriler yapıp insanlara işkenceler çektirmek istiyor muyum emin değilim. En iyisi güzel espriler yapıp altlarına işemelerine yardımcı olayım ki alacakları bezlerden komisyon payımı alayım. Yoksa benim hayat gemim nasıl gider?

Şaka bir yana, gerçekten canım sıkkın son günlerde. Ne yapsam bilemedim. Bana bir akıl verin.

9 Kasım 2009 Pazartesi

Basit, gösterişten uzak, sıradan bir hayatı vardı

Basit, gösterişten uzak, sıradan bir hayatı vardı. Çocukluğundan pek fazla anı hatırlamadığını söylüyordu. Bu da onun çocukluğunda ufkunun ne kadar dar ve çelimsiz olduğunu gösteriyordu. Bunu kendisi söylüyor ve hafif bir tebessüm beliriyordu anında dudaklarında.

Çocukluğunda çok seviliyordu. Hatta hiç unutamadığı insanlar dahi var. Bazı genç kadınlar onunla büyüdüğünde evleneceğini söylüyor onunla eğleniyorlar ve onu seviyorlardı. Yaşadığı şehrin kıymetini oradan ayrıldıktan sonra anlayacaktı ama iş işten çoktan geçmiş olacaktı. Uzun ve dümdüz sokakta yaptığı çift kale maçların tadı damağındaydı hâlâ. “Mahalle arası” dedikleri maçlarda kardeşi ile hiçbir zaman aynı takımda olmuyordu. Kardeşini seviyordu fakat anlaşamıyordu. En az onun boyunda, siyah saçlı, biraz yuvarlak kafalı, çenesi çukur bir kardeşi vardı. Kardeşi ile yan yana geldiğinde kardeş olduklarını sadece annesi söyleyebilirdi. Hiç benzemiyorlardı birbirlerine. Evlerinin hemen üst tarafında kocaman bir çam ağacı vardı. Gecekondu evlerinin beklide 3 katı yüksekliğinde bir ağaçtı bu. Evlerinin tam karşısında duran dut ağacı ise onların en vazgeçmeziydi. Mevsimi gelince evden annelerini zorla ikna ederek aldıkları bir parça bez ile dut toplarlardı. Kardeşi ile bir arkadaşını ağacın altında bezi açtırarak bekletiyor, ağaca tırmanıyor olanca kuvveti ile dalları sallayarak dutların bezin üzerine düşmesini sağlıyordu.

Evlerini çevreleyen yeşillikte az oynamadılar. Evlerinin arkasında bulunan bir ağaca yaptıkları salıncak ise ayrı bir eğlence aletiydi. Kardeşi ile çok sallandı bu salıncakta. Sadece bir ip kullanarak yapılmış basit bir salıncaktı bu. Fazlasını istemiyordu zaten. Gereksizdi. Onun için sadece haz vermesi yetiyordu.

Çocukluk arkadaşlarından birisi vardı ki ona olan sevgisi bambaşkaydı. Beklide arkadaşları arasında en çok kavga ettiği oydu. Beklide en çok çene çaldığı arkadaşı oydu. Ama ona birisi bir şey yapmaya kalktı mı hemen arkadaşının arkasını kollardı, onu korurdu. Kavgacı bir yapısı yoktu ama bu arkadaşı sayesinde kavganın, dayak yemenin ne demek olduğunu anladı. Yeri geldi ondan dayak yedi ama ertesi gün güle oynaya yan yana yürüdüler. Dayak yiyerek adam dövmeyi öğrenmişti. Sokağa çıkardı kardeşi ile. Ayaklarında bir futbol topu bulunurdu genellikle. Hemen bütün arkadaşları toplanırdı bir araya. Üst sokaktan 3–4 kişi, kendi sokaklarının ilerisinden 2–3 kişi hemen toplanıverirdi.

Çift kale maç yapmak için sıvarlardı kolları. Tabii kardeşi ile aynı takımda olmamak şartı ile.